“Devlet demokratik çözüme anlamlı, duyarlı biçimde ilgi ve şans tanımaz, halkın da elinde başka zorlama etkeni kalmazsa, yasalar eşit uygulanmazsa, demokrasinin çözüm rolüne ilgi gösterilmezse, tüm barışçıl eylemler boşa çıkarılırsa, ayaklanma ve öz savunmaya dayalı gerilla savaşları gündeme gelir. Koma Civakên Kürdistan sistemine ve önderliğine karşıtlık fiili bir saldırıya dönüştüğünde, Kürdistan toplumuna dayatılan siyasi anlamda sömürgecilik, ekonomik anlamda açlık, işsizlik, yoksulluk ve talan, kültürel olarak asimilasyon ve soykırım, askeri olarak da işgal konumuna karşı meşru savunma savaşı gerekli hale gelir.”
Bu tanımlama; Kongra Gel Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2007 tarihli oturumunda değiştirilerek kabul edilmiş KCK sözleşmesinin 32. maddesinde yer alıyor.
Peki, KCK nedir? Yine sözleşmenin tanımlamasına başvuralım:
“Koma Civakên Kürdistan demokratik, toplumcu konfederal bir sistemdir. Demokrasi, cinsiyet özgürlüğü ve ekolojik yaşamı esas alır. Devlet olmayan, yatay ve piramit tarzı örgütlenmiş, demokratik, siyasal ve toplumsal bir organizasyondur. Halk toplulukları iradesini komün, ocak, meclis ve kongreler ile ortaya koyar. Aynı zamanda seçilmiş ve denetlenebilir demokratik yönetimler yolu ile kendini yönetirler. Tabandan gelişen demokratik seçeneği gerçekleştirmek esastır. Topluluk demokrasisi, toplulukların eşit ve özgür bir arada yaşaması benimsenir. Her düzeyde katılımcılığı öngörür. Burada söz, tartışma ve karar topluluklarındır. İçte demokratik ulusu, dışta ise ulus üstülüğü esas alır.”
Yani Selahattin Demirtaş’ın sürekli medyada söz ettiği “Özyönetim” açıklaması. Diğer bir deyişle Abdullah Öcalan tarafından 2005 yılında kaleme alınmış, 2007 yılında tebliğ edilmiş bir tür bağımsızlık bildirgesi. Konfederal sistem, bir yandan da bağlı bulunduğu devlete savaş açma hakkını da belirtiyor.
Buna rağmen 7 Haziran 2015’ten sonra yaşadıklarımız bu sözleşmedeki gibi kitabına uygun gerekçeler yüzünden mi gerçekleşiyor?
Şimdi sorularımızı, 10 yıldır adı konmuş ve sonra koridoru Suriye’de YPG tarafından açılmış De Facto Kürdistan devletine soralım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin finanse ettiği bölgelerde seçim yapabilecek, meclis kurabilecek ama Kongra Gel’e rağmen Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilan edebilecek misiniz?
Elinizdeki Ak-47'leri, doçkaları, uçaksavarları, stinger füzelerini, rpg'leri, mayınları, el bombalarını, el yapımı patlayıcıları ve diğer savaş malzemelerini, WikiLeaks belgelerinde yer alan, yıllık yaklaşık 100 milyar dolarlık uyuşturucu trafiğini yöneterek sahip olmadığınıza dair belgeleri sunabilecek misiniz?
ABD başkan adaylarının “Kürdistan komşu ülkelerden toprak alacak” açıklamalarına paralel olarak YPG’nin Suriye konumlanmasına ne diyeceksiniz?
Işid tarafından yakılan köylere Türkmen ve Arapların yerleşmesine izin vermemeniz BM belgelerinde nasıl oluyor da yer alıyor?
Bölgeden çıkan petrolden redevans alacak mısınız?
Avrupa uyuşturucu ticareti hacminin %80’ne PKK hâkimken, Asya’dan Avrupa’ya insan kaçakçılığındaki PKK rolüne “Aylan” diyebilecek misiniz?
‘Bizim Selo’ aşiretlerin ve feodalizmin en yoğun olduğu yerlerden hâlâ ‘demograğsi’ diyebiliyorken bizim sempati meraklısı Türk aydınlarımız “Her Şeye Rağmen HDP” sloganı ile coşacaklar mı?
İçi boşaltılmış ‘Barış’ hatta ‘Her Şeye Rağmen Barış’ söylemine yukarıdaki soruları belgeleri ile cevaplayarak söylemeye devam edebilecek misiniz?