Ankara hava durumu °C

Üst Geniş Reklam

17-08-2015
Atakan METİN

Atakan METİN

Güneydoğu, Türkiye mi?
atakanmetin@amirhaber.com.tr

Medya algısında öyle mi değil mi bir bakalım.

1980’lerden bu yana medya üzerinden, özellikle vurgulanmış Kürt kimliği kavramıyla hasbihal halindeyiz. Birçok liderin televizyon konuşmalarında “Benim Türk’üm, benim Kürt’üm, benim Laz’ım, benim Çerkes’im…” diye devam eden söylemleri duyduk. Çünkü Türk dışındaki kimlik vurgusuna, liderlerin savunma mekanizmaları oy potansiyeli düşünülerek çalıştırıldı. Şimdi birçok vatandaş “benim de Kürt arkadaşım, tanıdığım var” diye söze başlıyor.

Turgut Özal’ın 1992 yılında dönemin etkili yayını Aktüel’e verdiği röportajda “Eyalet sistemi ve yerinden yönetimde yaptığımız birçok şey var. Kendi milletvekilini kendisi seçiyor mu? Bugün gelenler öyle; hatta bir kısmına ben PKK yandaşı diyorum, maalesef öyle görünenler var. Kendi belediye başkanını kendisi seçiyor mu? Yani biz buradan mı gönderiyoruz belediye başkanım? Bütün meclis üyelerini kendileri seçiyor mu? Pekiyi ne istiyorlar daha fazla? Türkiye’de ileride inşallah valiler de seçilirse iş biter. İl genel meclisleri var. Biraz onların güçleri arttığında, valiler de seçilirse eğer, bu sefer kimsenin bir şey istemeye hakkı kalmaz” açıklamalarını göz ardı edeceksek günümüzün olaylarına pragmatik çözümler üretmemiz zorlaşır. Pragmatik çözümler üniter yapı için ne kadar faydalı o da ayrı tartışma konusu medyanın analizlerinde.

2000 yılında basın koordinatörlüğünü yaptığım Arif Sağ ile Barış Festivali için Batman’a gitmiştik. Ahmet Türk bizi ağırlamıştı ve o günlerde Abdullah Öcalan’ın adını ağza almak ülkenin batısında tepki çekerken, festivalde 200 bin kişi ellerinde Öcalan posterleri taşıyordu. Nitekim organizasyonun Diyarbakır ayağında fotoğraf makinemle haber fotoğrafı çekerken emniyet güçleri ile sorun yaşamıştım. Bölgesel cesaret ve dışlanmışlık tansiyonlarının birbirine karıştığı bir dönemde ülkenin doğusu ve batısı kavramı hayatımıza bir gerçek olarak girmeye başlamıştı.

Operasyonlarda veya PKK saldırılarında ölü sayılarına göre verilen tepkiler de başka bir medya analizi. 1,2,3 gibi sayılar bir günlük gündem olurken iletişim dünyasının yeni teknolojisi sayesinde 10 ve üzeri ölü sayılarında tepki büyüyor ve sokakta tepkisel sesleri daha çok duyuyoruz. Haber müdürleri sayı üzerinden haberin değerini biçmeye başlarken, okuyucu da; sadece başlık ve fotoğraf altı açıklamayla duygusunu ortaya koymaya başladı. Bir avuç çapulcu söyleminden bir avuç ölü dengesine gelmiş olmamız çok şaşırtıcı değil.

Ve günümüzde arka arkaya gelen ölümlere siyasi erk PR çalışmalarıyla cevap veriyor. Çünkü okuyucu artık sayıya göre hareket etmekten vazgeçmiş, onun yerine kimin ne açıklama yaptığına bakıyor. Sare Davutoğlu’nun bir doğuma katılması bu PR çalışmasının en yakın ve güçlü örneği olarak arşivlere girmiş durumda.

Medyanın manşet disiplini ölü sayısına göre şekillenirken; güneydoğu ve doğu, haberin rutini olarak aktarılmaya devam ediyor.

Sosyal medya kullanıcıları, haberin kaynağını önemsemeden caps trendi ile ne Türkiye’yi önemsiyor ne de Güneydoğu’nun Misak-ı Milli sınırlarında olup olmadığını. Ortadoğu kültürü ile yeni iletişim biçiminin kaynaşmasındaki bu medyatik örtüşme, sosyoloji kavramlarını zorlamaya devam ediyor.

Bu makale 588 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


gazete manşetleri
ANKETİMİZE KATILIN

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ